20 Ekim 2011 Perşembe

Bin tane beladan koruduğun evladını bir pkk dan koruyamadılar

Nasıl güzel kokar evladımız.Nasılda sıcacık elleri var.Ruhumuzu iliklerimize kadar kemiklerimizi canımızı bedenimizi nasılda doldurur onun özlemi.Yanımızdayken bile doyamayız bakmaya, koklamaya,dinlemeye....İyi evlat olsun isteriz üzerine titreriz.Biliriz en en en özel çocuk bizimkisi.Besleyip büyütüp okula göndeririz.Andımızı öğretiriz ona öğretmeninden önce.Coşkuyla söylesin isteriz.Onurla ve gurur duyarak..."Bayrak" deriz . "Bağımsızlığımızın Sembolü" Ay la yıldızını gökyüzünden almış.Kırmızısını...Kır ... Kırmızısını ...Şehitlerimizin kanından.Şehit ne demek diye sorar bize .Anlatırız.Boğazımızda bir yumru.Bende asker olucam der.Vatanı koruma duygusu her şeyin önüne geçer onun için.Bizim se tek derdimiz evladımızı gül kokulu yavrumuzu korumaktır.Arabalardan koruruz karşıdan karşıya geçerken ,ezilmesin diye.Yağmurdan kardan koruruz ıslanmasın diye.Tinerciden, esrarcıdan ,kötü arkadaştan koruruz.Vatana millete hayırlı evlat olsun diye.Bir gün askere göndeririz dualarla marşlarla.Kokusuna doyamadığımız gözümüzden sakındığımız evladımız askerdeyken televizyona bakamayız haber izleyemeyiz.telefonlara çıkmayız.Bir gün kapı çalar. Askerler gelmiştir.Gelen askerler içinde evladımız yok. Evladımız ölmüş.Artık yok.Bin tane beladan koruduğun evladını bir pkk dan koruyamazlar....Aklın almaz ...O büyük sevgini almışlar senden.O güzel kokuyu ,o sıcacık eli,o küçücük yüreği yok etmişler.Nasıl can verdi en kıymetlin düşünmeden edemezsin.Silah seslerinden korktumu.Üşüdü mü çok.Canı yandı mı ?."Anne" demiştir belki. yardım beklemiştir.Bilmiştir çünkü annesi olsa yine korurdu onu..Canımızdan can kattığımız evlatlarımızı pkk dan daha büyük tehlikelerden korudu anneler.Saçının teline zarar getirmeden büyüttü.Şimdi siz her biri birbirinden kıymetli olan bu çocukları koruyamıyorsanız eğer; Annelere devredin bu işi.Onlar evlatlarını korur canı pahasına da olsa..............

15 Ekim 2011 Cumartesi

erkek dediğin kadının iliğini emen bir asalak

Doğru olduğunu sanarak,hatta buna kalıbımızı basarcasına inanarak yaptığımız hatalar varyaaaa.Yaptığımız şeyler içinde en tehlikelisi de bu hatalar aslında.İşte bu kararlar geriye dönüp baktığımızda tüm  o kötü şeylerin başlangıcı oluyor.
Kimse beni anlamıyor du.Kendim için en doğrusunu ben bilebilirdim onlar nerden bilecekti ki....Bu ruh haliyle attım hayatımı mahveden o adımı...Dünyanın en doğru insanı bendim sanki.Yıllarca da hatamı farketmeden sahip çıktım hatalarıma.Üstelik hatalarımı çoğalttım.Sonra bir gün (yok öyle bir gün hep farkediyosun ama kendine itiraf etmen zor oluyor)farkettim ki zavallı hayatım nerelere savrulmuş.Her gününü birbirinin aynı şekilde geçiren bir yabancı olmuşum.
Tamam evlilik kutsal bir kurum,çocuk sevgisi dünyadaki en en en yüce duygu..Olsun öyle olsun...Ama bir yönüylede kadını taşıması zor rollere sürüklemiyor mu?Erkek dediğin kadının iliğini kemiğini emen onun kanıyla beslenen bir asalak.Kocalarımızın şu an oldukları adamlar olabilmesi için ne emekler harcadığımızı düşünürsek...Erkek değer kazandıkça biz güç kaybettik,kişiliğimizden ödün verdik,ılımlı içi boşaltılmış kadınlar olduk işte.Bu yüzden canımızın sıkıntısı..Sürüp giden mutsuzluğumuz bu yüzden.Anlamıyorum bu kadar değersiz mi hayatlarımız.Yoksa bizden de iyi bir şeyler olacağına inanmıyormuyuz.Niye emek harcamıyoruz kendimizi tamamlamak için.Niye bir adama aşık olduk diye onun bütün angarya işlerini seve seve yapıyoruz.Aradan yıllar geçip hakettiğimiz değeri görmeyincede basıyoruz feryadı "sen bana hakettiğim değeri vermiyorsun" ulan adam niye versin sana değer.Sen olsan ayakkabının çamurunu, yıkayan elleri çamaşır suyu kokan,üstü başı yemek kokan birine ne kadar değer verirsin.Biliyorum ben o ayakkabı yıkamak ,yemek yapmak,evde düzeni  sağlamak 5 bilinmeyenli denklemi çözmek kadar zor.Ama insanoğlu bu nankör işte .Neye değer verceğini bilmiyor.Denklem çözen adamın havasından yanına yaklaşılmaz ,sende öbür tarafta beklersin saygı görmeyi ,umutsuzca....Bir yandan ağlarken bir yandan da kocanın çoraplarını eşlemeye çalışırsın...Nerden mi biliyorum benim hep yaptığım şey çünkü....Ama bu gün bir aydınlanma oldu.bu hep böyle sürüp gidecek bunu anladım.sonsuza kadar yani..ben hakettiği değeri göremeden ölüp gideceğim.her gün her gün her gün böyle geçecek ve hiç bir şey değişmeyecek.Hayatından memnun olanlara sözüm yok onlar yoluna devam etsinler.Benimsözüm hala yapacak bir şeyleri olanlar ,dünyayı değiştirecek gücü bulunanlar için.Evet şimdi ayağa kalk ve kendin için olmasını istediğin neyse onu yap.Sen öyle oturduğun sürece hiç bir şey ayağına gelmeyecek ..Şu kocana harcadığın çabanın sinek kadarını kendine harca.........

14 Ekim 2011 Cuma

kapkaranlık ya her yer zor uyandım...çocukları yataklarında giydirdim.kahvaltı sofrasında bile hala uyuyorlardı.okula geç kalmamak için yumurtaları bitmeden kapının dışında bulduk kendimizi.Okula gitmek kadar okula çocuk götürmekte zormuş.Şimdi iş yerimde bir tyloht içtim .Ondan mı ne uyku göz kapaklarıma geldi yapıştı.imkanı yok açamıyorum gözlerimi.Kahretsin ki hastayıııııııııııım ve iyilemiycem galiba bi yüz yıl kkadar.

26 Ocak 2011 Çarşamba

kaynanatör

dün arabayla eve getirdim kayınvalidemi......az önce haberleri izlerken trafik kazası gördü.bak diyo sollarken kaza yapmış.Herkesten şöför olmaz.şimdi herkes araba kullanmaya kalkıyo.....Anlayamadığım neden kayınvalideler lafı dolandorıp dolandırıp geline sokma derdinde.Bunu nasıl başardıklarınıda merak ediyorum doğrusu...........

12 Temmuz 2010 Pazartesi

ihmal yok ,efe boz da yok........


kızımı okula gönderdiğim ilk günü hatırlıyorum.nasılda korumasızdı.kendine yetecek hayat tecrübesi yoktu.yemeğini tek başına yiyebilirdi.tuvalete tek başına gidebilir, ellerini yıkayabilir,dişlerini fırçalayabilirdi pek ala...Bunları bilmek yetermiydi 5 yaşında bir çocuğun tuvalette başına gelebilecek bir tehlikeden kendisini korumaya?Yalnız mı olmalıydı o yaştaki çocuk tuvalette .Hele ki basında üst sınıfların alt sınıftaki birine tecavüzüne bu kadar sık rastlandığı bir dönemde...5 yaşında okula gönderdiğimiz çocuğumuzun üzerine lavobo düşse ,ölse.....İhmal yok diyecekler ardından...Öyle mi bunu kabullenemiyorum işte.Kızımı okuldan almaya gittiğimde bazen girişte ki tuvalette görürdüm onu içim nasıl kötü olurdu anlatamam.3 stajer öğrenci bir yardımcı kadın var sınfta ve çocuklar tek başına tuvalete gidiyor.Ya çıksa okul bahçesinden..5 yaşındaki öpmeye kıyamadığımız çocuğumuzu geri getirebilir mi her hangi bir rapor.Eğitim kurumları değil sadece herkese sesleniyorum lütfen çocuklarımızı koruyalım.

Bir haberde yetiştirme yurdundan .Güvenlik görevlisi yurtta kalan kıza tecavüz etmiş.Kız hamile kalmış.Bakan görmesin diye kızı yurttan yurta kaçırıyorlar.Güvenlikçi kadar oradaki görevli herkesin ayıbı çünkü bu...Lütfen ,lütfen koruyun çocuklarımızı.Mutlu özgüveni yüksek insanlardan oluşsun geleceğimiz.Bizim nesil gibi travmalı asık suratlı insanlar olmasınlar.Gülen yüzler görelim sokaklarda.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

beklediğin ne ölüm mü, yaşam mı

nasıldır ölümü beklemek...yerin altında ..simsiyah bir maden ocağında...Ne düşünür ,ne hisseder insan?Birileri dışarıda onları kurtarmaya çalışırken,onlar yoğun gaza rağmen yaşamaya çalıştılar.Bir yanda yaşam bir yanda ölüm.Neyi beklediğini bilmeden güvenli bir bölgeye geçip beklemek ,nasıldır?Her gün gittikleri maden ocağına yine gittiler o gün.850 . metrede göçük oluştu ,onlar 1050. metredeydi.3 kişi mahsur kaldı.Cansız bedenlerine ulaşıldı akşam.Göçük ün olduğu ilk gün diafonda "burda çok gaz var dediler ,acele edin.."acele ettiler.Bakan geldi...3 günde ulaştılar.O yoğun gaza direnememiş vücutları .Cesetlerine ulaştılar........
Akşam dedim ki "ulaşamamışlar hala işçilere."
Biride ordan dedi "çok çalışıyorlar ama, bakan bile geldi"

4 Temmuz 2010 Pazar

kız arkadaşlar tanrının bize vermeyiunuttuğu kardeşlerdir....

kim anlar bizi en iyi.kime sorarız hangi kıyafetle neyi giysek.kime anlatırız aşklarımızı.terk edilişlerimizde kimin omzunda ağlarız............KIZ ARKADAŞLARIMIZIN....
alışverişler,akşamüstü sohpetleri,mutfak dedikoduları......Allah kimseyi kız arkadaşsız bırakmasın

11 Haziran 2010 Cuma

telaşım var ,yaşama telaşım

Ertuğrul özkök ü dinledim akşam.Babamın öldüğü yaşa kadar yaşasam ,daha 20 papatya mevsimi göreceğim dedi.Bide onun çok sevdiğim bir lafı var "bu yaştan sonra kötü şarap içme lüksüm yok." Sonra işte huzurlu mabedim yıkıldı,dağıldım yine.
Temizlik yap,biber doldur,ütü yap böyle mi sürsün hayatım...Kendimi bunlara adayınca geçip gidiyor zaman.Mutlu olmuyorum elbette ama huzurlu oluyorum.Kendini güvende hissetmenin huzuru bu.Sonra bir gün bir şey oluyor.Bir söz duyuyorum,ya da bir şiir.Kendime ördüğüm kale yıkılıyor.Felsefi yanım ortaya çıkıyor.Bir şey yapmalıyım diyorum.Temizlikten ütüden farklı bir şey...Hiç bir şey de yapamıyorum.Sonra çaresizlikle içim acıyor.Canım yanıyor.
Hayat hızla akıp gidiyor.Daha farklı daha güzel yaşamalıyım evet bunu biliyorum.Ama nasıl olacağının sırrını çözemedim daha.Her sabah aynı yatakta uyanıyorum,kahvaltımı yapıyorum,iş yerime gelip bir kahve içiyorum ,sonra Ayşe Armanı okuyorum..Bazen yoğun olduğumda okuyamıyorum bile ve bu canı mı sıkıyor.Monotonluk kötü evet .Ama bir sabah kalkmasam o yataktan,işe gitmesem ,kahvemi içmesem yürümez ki işler batarım mazallah.Çocuğum gibi büyüttüğüm işim nolur sonra.Her şeyi bırakıp gitmek imkansız. Olmasında zaten.O süslü laflarıyla şairler bizi olmadık hayallere kaptırmasınlar.Kimi neyi bırakıp gidiyorsun.Eşimizi biz seçmedik mi.Çocuğumuz olsun istemedik mi.İşimizi büyütmeyi.Hepsini biz istedik.İnsanlar biriktirdik.Bu da yaşanmışlık zaten.Biz bu kurulu dünya düzeninde monotonluğa ayak uydurmalıyız.Bırakıp gitmeden kaldığımız o yerde mutlu olmanın yolunu bulmalıyız bence. Sonra bırakıp gittiklerimizi özlemek te mutsuz eder bizi.

23 Mayıs 2010 Pazar

bu günlerde herkes gitmek istiyor


bu günlarde herkes gitmek istiyor.keşke yapabilse kendinden kaçabilse insan........ama ne mümkün hadi onu yaptın diyelim..ya sevdiklerini,yüz üstü bırakabilecekmisin..........

bu günlerde herkes gitmek istiyor kimse memnun değil hayatından......

27 Nisan 2010 Salı

kaza geliyorum demedi


saat 9: 00 oldu dükkanda bir yandan çetin imer in hayal adlı kitabını okuyup bir yandan babamın gelmesini bekliyorum.Saatin ilerlemesi canımı sıkıyor şimdiye kadar gelip alması lazımdı beni,kardeşimin evinde geleneksel akraba gecelerinden birine katılıcaz.herkes saat 8:00 de gitmiş kardeşime.Babam evden çıktım geliyorum diye arayalı yarım saat oldu.Geleceği 2 dk. yol.İçime nasıl bir kurt düştü.Kitabın kapağını kapayıp kapıya doğru yürüdüm.Aklımdanda paranoyak şeyler geçiyor.Kızlarımı ve annemide alacaktı arabaya. Allah ım ya kaza yaptılarsa ,neden sanki kızlarıma daha çok sarılmadım ki bu sabah, ezgi ye ise hiç sarılamadım.uyandırmamak için parmak uçlarımda yaklaştım yatağına başucuna eğildim,kokusunu içime çektim.neden daha uzun kalmadım yanında,neden usulca öpmedim.Babamı aramaya korkuyorum.Allah ım nolur bir şey olmasın...nolur...Kardeşimi aradım "babamlar geldi mi" "hayır gelmedi" "iyi geldikleri gibi beni ara,benide alıcaklardı ama unuttular galiba direk sana geliyorlar sandım." kızlarımın mutlu yüzleri geliyor aklıma ve birden telefonum çalıyor.Babamın sesi soğuk ve telaşlı.İşte diyorum allah kahretmesin o kadar aklıma kaza getirdimki sonunda oldu.Hissetmiştim biliyordum."hastanedeyiz "dedi."bir kızın ayağını ezdik " dedi. Hızlıca arabaya bindiğimde kesin öykü dür diyordum .Hastaneye vardığımda baktım ki öykü ve ezgi babamın arabasında oturuyor.Annemde yanlarında.Derin bir oh çektim.ne yalan söyleyeyim kızlarıma bir şey olmadı diye sevindim.Meğerse 3 üniversite öğrencisi karşıya geçmeye çalışıyormuş.bu kız babam ona yol verdi sanmış ayağını yola uzatınca arabanın tekerleği ayağının üzerinden geçmiş.Acile gittiğimde tekerlekli sandalyede acılar içinde gördüm onu.nasıl utandım anlatamam.evet benim kızlarıma bir şey olmamıştı. ama işte bir başka annenin kızı,biricik evladı orada acı çekiyordu.zaman nasıl katılaştırıyor insanı .öğrencilik yıllarımı hatırladım.Ne zorluklar da yaşamıştık onca güzel günün yanında ve bize uzanan elleri hiç unutmadık.Bu kazada vesile oldu bana artık ailesinden uzakta olanlara yardımcı olacağım elimden geldiğince. Neyse ki kızın ayağında kırık yokmuş.Sadece ezilmiş.10 gün ayağına basamayacak.Dün aradım minibüsle okula gidecekmiş.Sabah araba gönderdim ona okuluna gidebilsin diye.10 gün boyunca da biz götüreceğiz okula.Çokta iyi yürekli bir kız zahmet etmeyin minibüsle giderim ben diyor.Bu arada adli vaka olduğu için polise ifadede verildi.Kazadan hemen sonra hastaneye götürmüş babam.doktor olayı sorunca polis çağırmış.Röntgeni çekildi emniyete gittik.O acıyla ,korkusunu üzerinden atamadan henüz ve alçıdaki bacağıyla iki kat yukarıdaki odaya gittik o ve babam ifade verdiler.İki tarafa da davacı olup olmadığı soruldu.Davacı olan yoktu.onu kaldığı yurda bırakırken" iyi geceler ablacım içiniz rahat olsun davacı olmadım" dedi.O an hızlı bir düşünce geçti aklımdan .Davacı olsada ben onunla yine ilgilenecektim.Çünkü o benim gözümde babamdan davacı olmuş biri değil.Bir annenin okuması için yanından ayırmak zorunda kaldığı biricik evladı.acı çeken bir kız çocuğu...Ben ona yardım etmeliyim.Belki benim kızlarıma da zor durumda kaldıklarında yardım eden olur. kimbilir....

22 Nisan 2010 Perşembe

yarın kızlarımla olmak istiyorum...




evet, yaptığım işi çok seviyorum.doğru.ama yarın hiç işim olmasa 23 nisan gösterisini izlesem kızımın,sonra onları alıp pastaneye gitsem dondurma yesek üstümüzü kirlete kirlete,sonra parka gitsek..................................................................başkalarına sattığım saatlerimi çocuklarımdan esirgemek doğrumu..kaderleri mi onların özel günlerde annelerin den ayrı kalmak...yoksa benim artık eve çekilme zamanım mı geldi...bu iş bana göre olmaktan çıkıyomu yoksa....bir büyüseler onlarda dahil olsa yaptığım işe ve hep beraber olsak..............

19 Nisan 2010 Pazartesi

ayşe fatma hayriyeeeeeeeee haydi çifte telliyeee


Düğünlerden birinde farkettim..aslında bu şarkı sözleri çok komik...ama öylesine işlemiş ki ruhumuza hiç yadırgamadan kabullenmişiz.manasını bile bu yaşımda sorguluyorum düşün.yani şu an 13 14 ümde olsam gülmekten ölürüm.Bu neya göz süzmeler ,gerdan kırmalar,hemde tuhaf sözler eşliğinde.bu fasulye 7.5 liraaaa.....hem kaynasın hem oynasın...bide şu var bak ..abe kaynana naptın bizeeee........son gittiğim düğünde ilk kez oturup insanları izle4dim ve gülmekten öldüm...yarının hazırlıklarına başlayacağım birazdan..kutlu doğum haftası programı var.............

7 Nisan 2010 Çarşamba

kuaföre gitmeliyim.........


saçlarım uzadı röflemi tazelemeliyim.....yada saç rengimi mi değiştirsem.bilmiyorum ki...kararsızlıktan erteliyorum her gün kuaföre gitmeyi.bakalım miskinliği atarsam bu öğlenden sonra giderim..hoş sohpette bir arkadaş bulmalıyım yanıma ...tek başıma kuaföre gidince afakanlar basıyo sanki.....ne bileyim bir tuhaf oluyorum.

6 Nisan 2010 Salı

ruhumda ve bedenimde her şey uyum içinde


bu pozitif düşünce geyiği her yerde dolandığına göre gerçek olmalı...birazdan iş yerimin kapısından ruhumda ve bedenimde her şey uyum içinde diyerek çıkıcam.kızımı almaya gideceğim.uyumlu ruh ve bedenimle beraber yolda herkese gülümseyeceğim.bakalım ne olacak

......yazarım dönüşte.

5 Nisan 2010 Pazartesi

dansa,çiçeğe,bahara,kiraza,bebeğe ,herşeye festival yapmışlar

japonlar ne çok festival düzenliyormuş yeni farkettim

23 nisan çocuk bayramı bir tek bizde var sanıyordum meğerse japonlar da kutluyormuş hemde o güzelim dev uçurtmalarla.Birde şu 1000 yıllık dans festivalini merak ettim doğrusu ......

bakın japonyadaki Festival ve Etkinlik Tarihleri
1-14 Mart: Nara’da düzenlenen Todaiji Tapınağı Omizutori ya da Su Çekme Festivali. Çam ağacından yapılan fenerlerin titreyen ateşiyle yapılan dini ayin, ayın 12’sinin gecesi zirveye ulaşır.
3 Mart: Tüm ülkede kutlanan Hina Masturi ya da Bebek Festivali. Kızlar için kutlanan festivalde insanlar kendi evlerinde minyatür bebeklerle süslemeler yapar.
13 Mart: Nara’daki Kasuga Mabedi’nde düzenlenen Kasuga Festivalinde 1000 yıllık klasik bir dans sergilenir.
Mart Ortası (15 gün boyunca): İkinci Sumo Turnuvası, Osaka.
1-30 Nisan: Kyoto’da düzenlenen Miyako Odori ya da Kiraz Dansı. “Maiko��? adı verilen küçük dansçı kızlartarafından gerçekleştirilen Japon dansları.
8 Nisan: Bütün Budist Tapınakları’nda Buda’nın doğuşu anısına kutlanan Hana Matsuri ya da Çiçek Festivalleri.
14-15 Nisan: Takayama’daki Hie Mabedi’nde düzenlenen ve görkemli şölen arabalarının geçtiği Takayama Festivali.16-17 Nisan: Nikko’daki Futarasan Mabedi’nde düzenlenen ve süslü şölen arabalarının geçtiği Yayoi Festivali.
3-4 Mayıs: Fukuoka’da kutlanan ve efsanevi tanrıların at sırtında geçtiği Hakata Dontaku.
3-5 Mayıs:Hamamatsu’da düzenlenen Uçurtma Yarışları. Yarışmacılar,rakiplerinin uçurtmalarının iplerini kesebilmek için dev uçurtmalar uçurur.
5 Mayıs: Tüm ülkede kutlanan Çocuklar Günü. Bahar rüzgarında dalgalanan sazan balığı şeklindeki renkli flamaları ile ünlüdür.
11 Mayıs: Gifu’daki Nagara Nehri’nde yapılan karabatak avı. (15 Ekim’e kadar)
15 Mayıs: Kyoto’da düzenlenen Aoi Matsuri ya da Gülhatmi Festivali büyüleyici bir gösteri ile kutlanır.
Mayıs Ortası (15 gün boyunca): Üçüncü Sumo Turnuvası, Tokyo. Tokyo’daki Kanda Myojin Mabedi’nin Kanda Festivali (tek rakamlı senelerde düzenlenir). Düzinelerce gezici Mikoshi mabedi geçit törenine katılır.
17-18 Mayıs: Nikko’daki Büyük Toshogu MabediFestivali. Zırh giymiş 1000’den fazla erkek harikulade alayakatılır.
Mayıs’ın 3. Pazarı: Kyoto’daki Oi Nehri üzerindekutlanan ve eski teknelerin geçiş yaptığı Mifune Festivali.
Mayıs’ın 3. Pazarı, 2. Cuması ve Cumartesisi: 3 büyük ve 100’den fazla küçük gezici mabedin geçiş yaptığı Asakusa Mabedi Sanja Matsuri Festivali.

3 Nisan 2010 Cumartesi

igor - tiger



igor mu olmak istiyorsun ?
tiger mı ?
Herkes neşeli enerjik pozitif tiger olmak istiyorsa ,sokakta niye yüzlerce igor görüyorum her gün...........

2 Nisan 2010 Cuma

ah.hhhh........benim liseli aklım.....

"bazı insanlar diğerlerinden farklı ve yaratıcı düşünebilirler,ama düşündüklerini yapmıyorlarsa bunun kimseye faydası olmaz.Pratik yoksa teori hiç bir işe yaramaz"
lisede bir öğretmenim vardı.beni nerde görse bu cümleyi tekrarlar dururdu.10 yıl geçti üzerinden ve yeni yeni dank ediyo adamın söyledikleri.
Ahhhh Muzaffer hoca şimdi tekrar seni görme şansım olsa ve bana yol göstersen ne güzel olurdu.Düşüncelerimin çoğunu hayata geçiremiyorum..ya zamanım olmuyo,ya bütçesi,yada adım atacak gücüm olmuyor.En kötüsü de bir bakıyorum ki biri benim düşündüğümün aynısını yapmış.Böyle durumlarda kendime çok kızıyorum.sonra söz veriyorum fikirlerimi hayata geçirmeye...Ama bunun yolunu bulamıyorum.
Muzaffer hocaya anlamsız gözlerle bakmak yerine ne demeye çalıştığını anlasaydım belki de fark ederdim bendeki eksiğin ne olduğunu............

18 Mart 2010 Perşembe

acil asistan arıyorum.........

göğsümde ki kist için hala doktora gitmedim.Hem yaşamayı bu kadar istemek hemde sağlığıma dikkat etmemek nasıl bir tezattır bilmiyorum.işime bağlılığımdan doktora gitmeye fırsat bulamıyorum.........Ama gidicem söz....
İş ,ev, çocuklar,arkadaşlar,iş arkadaşları,çocuğun okul arkadaşlarının anneleri......Geziler,akraba ziyaretleri,arkadaş ziyaretleri,iş gezileri...Bu durumla başa çıkamıyorum.kimseye yetemiyorum.
Acilen bir yardımcıya ihtiyacım var.Benim için hayatı kolaylaştıracak "onu hiç düşünme ben hallederim diyecek güven verecek birine"Ben kuafördeyken mesala bana kıyafet ayarlıyacak kıyafetime en uygun çorabı bulacak,bana zaman kazandıracak biri olsa yaşamımda ne iyi olurdu.
Bu bir hayal tabiii..........
Bu öğleden sonra kızımı sevgilisinin evine götürücem.dün kendine iki tane elbise aldı.Biri rengarenk ,biri beyaz.ikisinden birini giyecek ama hangisini bilmiyor henüz ve onun kıyafet aksesuarlarını bile ben almak zorundayım.toka çorap v.s. ve işimi bırakıp gideceğim diye aklım hep işte kalıyor.gittiğim yere ait olamıyorum.saçma sapan konuşup kendimi rezil ediyorum.yeni insanlar tanımak ne zor.özellikle de kendi ni tanıtmaya çalışmak....neyse güzel ve keyifli bir gün diliyorum kendime...size de tabiiki ....

7 Mart 2010 Pazar

uyuyunca unuturmuş insan


sakın birini kırdığımı falan ya da kırıldığımı düşünmeyin.benim kırgınlıklarım geçmişime ait.ne zaman kendimle baş başa kalsam aklıma geliyor işte napayım.her şey normal hayatımda .Bu kadar mutlu olmak hemde son 10 yıldır bunun sürmesi tuhaf geldi birden.bütün kırgınlıklarımı unutup uyumak istiyorum.uyuyunca unutmak ve bir daha hatırlamamak......geriye kalan ömrümün ilk gününde yenilenmek istiyorum.işimi daha az düşünmek çocuklarıma daha çok sarılmak istiyorum.tarihin arka odasını izliyorum bir yandan da haber türkte.yan tarafımdada bir horlama sesi....gecenin sessizliğinde baykuş sesi duymak.özlemişim.ne güzelmiş gece kendimle kalmak.geceleri seviyorum ben.ama bu keyfi yarıda bırakacağım.eskisi gibi değil ki hayat.sabah erken kalkıp ev halkına pazar kahvaltısı hazırlayacağım.mutlu bir anne olabilmek için de uykumu almalıyım.zamanımı sadece kendim için kullandığım günler çok geride kaldı .şimdi saatlerimi satıyorum ve satın alınmamış saatlerimi kocama kızlarıma ayırıyorum.kendime ulaşamayacağım kadar uzaklaştım.her şeye rağmen iyiki çocuklarım var diyenlerdenim.bol zamana sahip olanlara imreniyorum tabiiki.ne büyük zenginlik.zamanına ve hayatına sahip olanlar şanslısınız her gece aynı saatte uyumak ve her sabah aynı güne uyanmak zorunda değilsiniz.neyse ben şimdi uyumaya gidiyorum ve unutmaya...........